Koleksiyon
PHOTON
NARRANS
17 Kasım - 17 Aralık 2022
Galeri x-ist
Beyoğlu / İSTANBUL

“Fotoğraflanan, ebediyen gelip geçendir
– aynı zamanda hem öteye geçen hem de bu geçişte hayatta kalan, yani geçişin kendisi.”
Cadava s.75
Aydın Berk Bilgin maddenin halleri üzerine çalışır ama özellikle de maddelerin en maharetlisi olan ışığa tutkundur. Işığın uzayda aldığı yola, yüzeyde bıraktığı ize, maddeye dokunuşuna övgü niteliğindeki çalışmasında zaman ve mekânın bir olduğu bir evren tahayyülü göze görünür. Onun işlerinde artık var olmayanlar, henüz var olmamışlara ışık sözcükleriyle, fotografik yüzeyde seslenirler. Işık tüm maddeleri bilinmeye açan maddedir.
Zamanı hareketten soyunmuş halinde görmeye çalışmak; elle tutulur hale gelişini, uzaysal olarak zuhur edişini yakalamak, zamanın ışıktan filizlerle maddeyi kuşattığını, bir bedene kavuştuğunu düşünmek büsbütün tehlikeli bir iştir. Kozmosun en acımasız ustası yanında çileci çıraklık dönemi, amansız bir sabır ve sebat gerektirir. Zamandan zanaatını öğrenmek, büyümeyi ve çürümeyi, parçalanmayı ve birleşmeyi, yıkım ve yaratımı, değişimi ve sabitliği aynı anda kabullenmek; bir şeyin oluşa gelişini kucakladığın anda yok olmakta olduğunu duymak; buruşuk deride, kurumuş kemikte, yanmış kâğıtta, kesik parmak ucunda fasılasız akışı hissetmek; ağacın, taşın, kuşun ve en sevdiğin insanların süpernova hızında toza dönüştüğünü duymak ve bunun sonsuza kadar tekrarlanacağını bilmek cesaret ister. Maddenin “nesnel koşullarını” tanırken, öznenin yaratıcı dürtüsüyle eylemeye devam etmek ise düpedüz kahramanlıktır.
Yanlış anlaşılmasın, neşeli ve coşkulu da bir uğraştır bu. Her şeyden önce muhteşem oyuncaklar yaratır. Atık malzemelerden ya da teneke kutulardan mikroskoplar ve teleskoplar hatta zaman makineleri yapmak nereden baksanız büyüleyicidir. Üstelik mikro ve makro evrenden yüzlerce oyun arkadaşı vardır bunu yapan sanatçının. Güneş, ay, göktaşları, bakteriler, moleküller, nem, küf ya da bir toz zerresi, her biri eşit derecede değerli ve etkindir bu oyunda. Üstelik zamanlar aşırı bir arkadaşlıktır bu. Şu an bu fotoğrafta gördüğünüz yıldız belki milyarlarca yıl önce ölmüştür. Bir fosil fotondur gördüğünüz. Kâğıda yapışan o toz tanesi ise milyonlarca yıl sonra doğacak bir böceğin kanadına tutunacaktır.
Zaman-mekânsal farkları aşan bir çeşit döngüsel birlik fikri Aydın Berk Bilgin’in tüm yapıtını kuşatır: Galaktik düzeyde gezegenlerin, yıldızların, asteroidlerin ve hayvanların bedenlerini var eden yapı taşları ortaktır. Yıldız patlamalarından saçılan kozmik toz, gökcisimlerinin ve insanların ortak yapı malzemesidir. Her şey farklı hızlarda da olsa tozdan gelir ve toza döner. Varlıkları olduğu kadar zamanları da birbirine bağlayan ortak madde, oluş döngüsünü sürdürmek için sonlu varlıkların içinde, her daim oradadır.
Aydın Berk Bilgin’in eczanesinde kimyasallar varlıkların hem giderek dağılmasına hem de beklenmedik bağlantılar kurarak yeniden doğuşlarına, ebedi döngüye tanıklık eder.
“Şimdilik madde hakkında bildiğimiz bundan ibaret. Varlık ve yokluk arasında süreli olarak titreşip dalgalanan, hiçbir şey yokmuş gibi görünürken ortalıkta cirit atan, galaksilerin, sayısız yıldızın, kozmik ışınların, güneş ışığının, dağların, ormanların, buğday tarlalarının, partilerdeki gençlerin yüzlerindeki gülümsemelerinin ve gece yıldızlarla dolu karanlık gökyüzünün devasa öyküsünü anlatmak için kozmik bir alfabenin harfleri gibi sonsuz olasılıkla bir araya gelen bir avuç temel parçacık…”[1]
Aydın Berk Bilgin’in çalışması ışığı madde olarak yakalamanın binlerce yıllık kadim bilgisinden soluk alıyor. Ama onun işinin değeri günümüzde az rastlanır bir zanaatkar tutkusuyla disiplinler ötesi bilginin izini sürmesinde değil sadece. Işık ve bilgi arasındaki ilişkiyi araştırıyor sanatçı. Bilginin ne olduğunu düşünüyor ve bilginin olasılıklar evrenini genişletiyor. İnsan elinin dünyaya meraklı bir arzuyla dokunduğu çağlardan kalma bir ihtimam ve ilhamla çalışıyor. Gaston Bachelard’ın (l’imagination matérielle) maddi hayal gücü dediği yöntemle, düşüncesini bizzat (arche-cosmiques) arke-kozmik maddeye batarak ve çıkarak yoğuruyor.[2] Onun çalışması, bilgi sevgisi olarak (philo-sophia) felsefeyi, pozitivist olmayan bilimi ve estetik haliyle sanatı yeniden bir araya getirme vaadi taşıyor. Bunu fotoğrafi tekniğinde birikmiş kolektif hafızayla bağ kurmak için verdiği emekle mümkün kılıyor. Türümüzün felaketi olan, dünyayla kurduğu sorumsuz, sevgisiz, meraksız ve çıkarcı ilişkinin hoyratlığına alternatif bir bağ bu. Aydın Berk Bilgin bilmenin sahip olmak anlamına gelmediği zamanlardan kalma emektar bir mucit, bir iz sürücü, araştırmacı, hikayeci ve ressam olarak en üst seviyede dijital teknoloji ile en temel teknik arasında, çocuksu merakı ve ödünsüz ciddiyetiyle katman katman zaman-mekân dokuyor.
“Şu dakikada, gökyüzündeki ülkelerin hepsinde, içi içini yiyerek Taureau Kale’sinde yatan ve benim gibi zindandaki ikizlerini düşünen yığınla ikizim var.”[3]
Tekno-endüstriyel üretimin bedeni ve belleği felç eden hapishanesinde “şimdi ve burada” Aydın Berk Bilgin’in arayışı, 19. yüzyılda yaşamış Louis-Auguste Blanqui’yi hatırlattı bana. 37 yıl yattığı Taureau Hapishanesi’nin kulesinde tecrit halindeyken, gökyüzünün mekaniği, zaman ve uzay hakkında “Yıldızlardan Ebediyete” adlı kitabı yazan o efsane anarşist lider, eğer insanların düzeni felaketler yaratıyorsa ışığın, gezegenlerin, maddenin düzenini yansıtmıyor demektir diye düşünmüştü. Paris Komünü sırasında tek kişilik hücresinde, ışık ve toplumsal yapı arasındaki bağı araştırırken özgürlük sanatını icra etmekteydi. Onun düşüncesine göre maddeyi anlayamayan insan kendini tek bir gerçekliğe, içinde bulunduğu koşullara mahkûm etmekteydi. Oysa; “Unutmayalım ki burada olabileceğimiz her şeyi, başka yerlerde oluyoruz.”[4] diyordu.
“Bir düşünün,” der Blanqui; “bir gece, ansızın bütün askerler bilginlere dönüşmüş. Ertesi sabah subayların kışlaya gelişinin nasıl eğlenceli bir manzara ortaya çıkaracağını, gidişlerinin ise en azından koşu kararıyla, hızlı hızlı gerçekleşeceğini hayal edebiliyorum (…) Yirmi dört saat içinde hükümetten bir iz bile kalmaz ve bir ayın sonunda toplum tıkır tıkır işlemeye başlardı.”[5] Aydın Berk Bilgin’in işleri sonlu ve sonsuzla kurduğumuz bilme ilişkisini yeniden düşünmeye davet ediyor. Olası başka dünyalara açılacak ışık izlerini sürüyor. Şimdilik her birimiz kendi kulelerimizde mahpus olsak bile, belki de zamanın vizöründen o dünyaları ve olası başka hallerimizi görebiliriz.
[1] Carlo Rovelli, Fizik Üzerine Yedi Kısa Ders, çev.Tolga Esmer, s.37, Tellekt, İstanbul, 2020.
[2] François Dagognet, M. Gaston Bachelard, philosophe de l'imagination, Revue Internationale de Philosophie, Vol. 14, No. 51 (1) (1960), pp. 32-42 (11 pages), Published By: Revue Internationale de Philosophie.
[3] Blanqui’den alıntılatan Jacques Ranciére, Önsöz, Louis-Auguste Blanqui, Yıldızlardan Ebediyete, Astronomiyi Temel Alan bir Varsayım, Çev. Cemal Yardımcı, s.30, Önsöz, Alıntılayan Metis Yayınları, 2015, İstanbul.
[4] Louis-Auguste Blanqui, Yıldızlardan Ebediyete, Astronomiyi Temel Alan bir Varsayım, Çev. Cemal Yardımcı, s.96, Metis Yayınları, 2015, İstanbul.
[5] Louis-Auguste Blanqui, “le Communisme Avenir de la Société, Critique Sociale içinde, c.1. s. 178. Paris, 1885.

